18/03/2008
SAYI : 2008-95
KONU : Yol Ayrımının Eşiğinde Tarafları Tarihi Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz.
ALTINOKTA KÖRLER DERNEĞİ BAŞKANLIĞI'NA
Türkiye Görme Engelliler Derneği olarak, Türkiye Körler Federasyonu ve üye derneklerinin içerisinde bulunduğu koşullardan duyulan rahatsızlığa ilişkin görüşmeler yapmak için, 2 Ocak 2008 tarihli yazımız ile Federasyon üyesi Çağdaş Görmeyenler Derneği, Evrensel Görme Özürlüler Derneği ve Uygar Görme Engelliler Derneği'nden randevu talep edilmişti.
Bu talebimize, ilk cevap Uygar Görme Engelliler Derneği tarafından verilmiş ve tarafları, 19 Ocak 2008 tarihinde bir heyetle ziyaret edilerek, konuyla ilgili görüşmeler yapılmıştır.
İkinci olumlu tepki ise, Evrensel Görme Özürlüler Derneği'nden alınmış, yine aynı biçimde bu dernek te 26 Ocak 2008 günü ziyaret edilerek, görüşmelerde bulunulmuştur.
Çağdaş Görmeyenler Derneği ise, yazımıza uzun bir aradan sonra talebimizi olumlu buldukları ve programlarının uygunsuzluğu nedeniyle, ilgisiz kaldıklarını ifade eden bir cevap vermiştir. Ardından da, 15 Şubat günü ziyaret etme isteğimize, dernek başkanı Sayın Ufuk Özen, aynı tarihte kendilerinin, derneğimizi ziyaret edebilecekleri bilgisini vermiş, ancak bu ziyaret, gerçekleşmemiştir. Takiben 20 Şubat günü İstanbul'a işleri için gelen Sayın Özen, bu vesileyle tarafımızla da görüşmede bulunabileceğini belirtmişse de, ayrılan zamanın uygunsuzluğu ve ziyaret öncesinde haber verilmemiş olması nedeniyle hazırlık yapamamamızdan dolayı görüşme gerçekleştirilememiş, düşüncelerimiz kendilerine telefonla aktarılmıştır.
Bunun burasında, bizlere randevu vererek zaman ayıran Uygar Görme Engelliler Derneği ile
Evrensel Görme Özürlüler Derneğine, göstermiş oldukları ilgi ve misafirperverliklerinden dolayı şükranlarımızı sunarız.
Yapılan görüşmelerin tamamında, yaşanan olaylar ile içerisinde bulunulan koşullara ilişkin görüşler bakımından ortak kaygıların taşındığı tespit edilmiş, Çağdaş Görmeyenler Derneği tarafından konunun daha az önemsendiği kanaati oluşmuştur.
Aynı dönemde Altı Nokta Körler Derneği Genel başkanının da, derneğimizle görüşme talebi olmuş, halen, nedenlerini yazımızın ileriki safhalarında bulacağınız gerekçelerle, bu talebe cevap verilmemiştir.
Yukarıdaki görüşmeleri değerlendiren yönetim kurulumuz, tüm taraflara bir çağrı yapılmasını, bu çağrıda sorunların ve çözüm önerilerinin dile getirilmesini, konuya dair gerekli tepki ve ilginin alınamadığı koşullarda, Bir sonraki yönetim kurulu toplantısında, derneğimiz ile federasyon arasındaki tüm ilişkilerin ve işlerin gözden geçirilmesini kabul etmiştir.
Körler alanındaki ilk kitle hareketi ve çatı örgütü arayışı çalışması olan 1991 yılındaki demokratik kör dernekleri birliğinin gerçekleştirmek istediği: (9 Mayıs 1991 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kitleler tarafından ziyaret edilişinde de, dile getirilen) 2 temel hedef bulunmaktaydı.
Bunların birincisi, kapsamlı, bütünlüklü bir özürlüler yasasıydı.
İkincisi ise, yasal bir çatı örgütü. Yani: Kitlenin demokratik biçimde yöneteceği ve kendisini ifade edeceği bir körler federasyonu ve sakatlar konfederasyonu.
Yıllar boyu, örgütlerimiz bu iki temel hedefin başarılabilmesi için, zaman zaman ayrı, zaman zaman ise, birlikte mücadele etmişler; tüm şahsi hesaplar ve kaygılar bu iki temel talep için göz ardı edilerek mücadele verilmiş, adeta, 2006 yılına tadar devam eden 15 yıllık bir olağanüstü hal yaşanmıştır.
Bu talepler ilk olarak, 1994 yılında başlayan ve 1998 yılında tamamlanan bir süreç ile kendisine Türkiye Körler Federasyonu'nda cevap bulmuş, federasyon kitlenin malı haline dönüşerek, temsil edilenlerin iradesini yansıtır hale gelmiştir.
İkinci olarak buna paralel 1997 yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle özürlülerin bazı haklara sahip olmaları konusunda da adımlar atılmış sayılabilirdi.
Ancak, bunlar asıl varılması gereken amaç için son hedef değil, sadece, birer adım niteliğindeydi. Bu nedenle süreç işlemeye devam ediyor, arayış ve mücadeleler her gün yeni aşamaya taşınıyordu.
Bir yanda 1993 yılında ele geçirdiği Türkiye Sakatlar Konfederasyonunu sahiplerinin talepleri hilafına, devlet içerisindeki çıkarlarının aracı haline getiren Faruk Öztimur'a karşı sürdürülen mücadele; diğer yanda ise, 1998 yılında başlatılan “özürlüye ya iş, ya da tazminat” kampanyasında kendisini ifade eden, yasa talebi ile ilgili mücadele; Türkiye Körler Federasyonu'nun asıl işini ve gündemini oluşturmaktaydı.
Bu mücadele sürecinde, Faruk Öztimur'un her konfederasyon genel kurulunda: zaman zaman içimizden bulduğu işbirlikçiler kanalıyla, zaman zaman yetkili kamu görevlileri ile imkânlarını aleyhimize kullanarak, zaman zamanda temsilcilerimizi sistem içerisinde bloke ederek kalkıştığı ayak oyunlarını, hep birlikte yaşadık ve aramızda bilmeyenimiz yoktur.
Yasa çalışmaları sürecinde, önce 1999 yılındaki devrin hükümeti tarafından, hem körler gününde başbakanlıkta, hemde sayın zeki Sezer'in 1999 Kasım ayında Federasyon yönetim kurulu toplantısına katılarak verdiği sözlerin ardından; yasanın çıkartılacağı zaman olarak belirtilen 3 Aralık 1999 gününde, bırakın yasanın çıkarılmasını, toplanan kitlemizle görüşecek hükümetten temsilci dahi bulunamadığı aldatmacaları yaşanmıştı.
Bu tecrübelerin ışığında oluşturulan sonraki dönemlerin yönetim kurulları ve onların programları, artık hatasız hale gelmeye, gerek diplomatik, gerekse mücadelenin her türünde nihai sonuç alan çalışmaları gerçekleştirmeye başladı.
2002 genel seçimlerinde Federasyonumuzun yasa beklentisine ilişkin tüm görüşleri seçime katılan siyasi partilere iletildi. İlgililerle ilgisizler ayrıldı ve ilgi gösterenler desteklendi.
2004 yılında yasa için daimi bir hukuk komisyonu kuruldu.
2004 yılında, yasa için 8 ayrı ilde eylemler yapıldı.
2004 ve 2005 yıllarında ulusal basına, çağrı amaçlı görüşlerimizi yansıtan tam sayfa ilanları verildi.
2005 yılında, mevcut iktidar partisinin muhtelif il temsilciliklerine yönelik eylemler yapıldı.
2005 yılında Özürlüler İdaresi Başkanlığı önünde eylemler konuldu.
Bu konuya dair yapılan diğer bir hayli etkinliği bir yana bıraktığımızda, yasanın çıkarılması için son meclis harekâtını ve oralarda oluşturulan karargâhlarla yasanın kabulü sürecinde gösterilen çabayı sanırız henüz unutan olmamıştır.
Konfederasyon meselesine gelince: son kez 2004 yılında yapılan uzlaşma çabalarından sonuç alınamamış, nihayetinde 2006 yılı olağan genel kurulu tam anlamıyla Faruk Öztimur' un teşhirine yönelik bir kampanya haline dönüştürülmüş, gerek hükümetin gerekse kamuoyunun vicdanında mahküm olmasına neden olunmuş, son kez bir genel kurulda daha ayak oyunları düzenlemişse de, bu genel kurul Faruk Öztimur'un sonu olmuştur.
Özetle, 2006 yılı haziran ayına gelindiğinde, yok olmak için gün sayan Faruk Öztimur ve bölüneceği kesinleşen bir Türkiye sakatlar konfederasyonu ile, bütün eleştirilere rağmen sivil toplum örgütlerinin görüşlerini %65 oranında yansıtan 2005 yılında yürürlüğe giren 5378 sayılı özürlüler kanunu, adeta 15 yıldır verilen mücadelenin kazanımı anlamında tarihe kaydediliyordu.
Bir ömre mal olan bu iki temel hedefe ulaşılmasının dışında, 2006 yılı genel kuruluna hazırlık yapan yönetim kurulu, kendi döneminin işlerinde de başarılar kaydetmişti.
Bunlar:
Eğitim alanında:
A.a) Dünya görme özürlülerin eğitimi konseyinin Avrupa bölgesel genel kuruluna katılınmıştır.
A.b) ilk defa federasyon, Körler okullarının durumuna ilişkin bir politika oluşturmak amacıyla, hemde milli eğitim bakanlığının izni de alınarak, okulların durumu yerinde incelenmeye başlanmış, Gelibolu, İzmir ve Ankara'daki körler okullarında incelemeler tamamlanmış, zaman ve ekonomik nedenlerle süreç yavaşlamak durumunda kalmıştı.
İstihdam alanında:
B.a) Federasyon, ilk defa somut bir projeyi hayata geçirmiş, yüzden fazla kursiyerin eğitildiği, yaklaşık 350000000000 liralık bir Avrupa birliği projesini uygulamış, hatta bu projeden kalan demirbaşların yanı sıra federasyonun uzunca bir süre finansmanı sağlanmıştır. Günümüzde bu proje bağlamında edinilen bilgisayarların üye derneklerde dahi kullanıldığını bilmekteyiz.
B.b) İş kanununda yapılan değişiklik sırasında, azaltılmaya çalışılan %3'lük istihdam zorunluluğunun kaldırılmasına karşı, meclise yapılan çıkarmayla geriye gidişin engellenmesi mümkün olmuştur.
Hukuk alanında:
C.a) Özürlüler yasası bağlamında sürdürülen yasa komisyonunun çalışmalarıyla federasyonun kendisine ait 114 maddelik yasa taslağı hazırlanmış, yasalaştırılan metinde en çok görme engellilerin taleplerinin yasaya yansıması sağlanmış, süreç baştan sona izlenmiştir.
C.b) İlk defa hukuk alanında uluslar arası bir sempozyum düzenlenerek özürlü hukukunun tartışılması sağlanmıştır.
Örgütlenme alanında:
D.a) Yıllardır görme engellilerin istismarında başrolü çekmiş olan, federasyonun kangrenleşen istismar sorununa ilişkin, pratik sonuç alıcı çalışmalar yapılmış, denetlenen iki dernekten adana'daki görme özürlüleri eğiterek kalkındırma derneği, kendisini feshetmek zorunda kalmış; mersin'deki görme özürlüleri birleştirme ve kalkındırma derneğinin ise, hiç değişmeden 12 yıl süreyle yönetim kurulunu meydana getiren 5 üyesi, adeta dernekten kaçmak zorunda bırakılmışlardır. Bütün bunları ve daralan çemberi gören emsalleri ise, kurtuluşu federasyondan kaçmakta bulmuş ve bu kaçışlarına ilkesel bir mazeret arayışına düşmüşlerdir.
D.b) dönem içerisinde yüzlerce katılımcıyla onlarca eylemin gerçekleştirilmesindeki başarıyı ayrıca belirtmeye gerek yoktur.
D.c) Türkiye Sakatlar Konfederasyonuna karşı kurulacak yeni engelliler konfederasyonunun zihinsel engelliler ayağı tamamlanmış, bedensel engelliler ayağında Ankara, Çankırı, Çanakkale, Gaziantep ve kayseri illerinde dernekleri kurulmuştur.
Uluslar arası ilişkiler alanında:
E.a) başkanlığını yaptığımızı zannettiğimiz balkan körler dayanışma topluluğundan haberimiz olmaksızın uzaklaştırıldığımız 2001 yılındaki toplantının gereği olarak, bu komitenin işlerliği ortadan kaldırılmış, Türkiye'nin önünü tıkayan çalışmaları, Avrupa körler birliğinin Atina'daki toplantısında ortaya konulan eylemle başlayan süreçle engellenmiştir. Sonuçta, Komitenin demokratik bir statüye kavuşturulması konusunda taraf ülkelerle anlaşma sağlanmış, Türkiye'nin yazılı görüşlerinin istendiği bir aşamada yönetim kurulunun görevi sona ermiştir.
E.b) Komşu Bulgaristan körler örgütü ile ikili anlaşmalarla işbirliği sürecine girilmiş, konuyla ilgili anlaşma taslakları hazırlanmıştır.
E.c) Bir yönetim kurulu toplantısının dahi ülkemizde yapılmasının büyük başarı sayıldığı Avrupa körler birliği'nin genel kurulunun ülkemizde yapılması garanti altına alınmıştır. E.d) Uluslar arası örgütlere olan borçlarımız ortadan kaldırılmıştır.
Bu işlerin yürütülebilmesi için 3 yıllık sürede yaklaşık 1 trilyon liranın üzerinde kazanç elde edilmiş ve sınırlı sayıdaki etkinliğin dışında, amaçlanan hiçbir ciddi iş zaafa uğramamıştır.
Ayrıca, ülkemize alınan Avrupa körler birliği genel kurulu vesilesiyle de, asgari 700000000000 liralık bir kazancın gelecekte elde edilmesinin koşulları oluşturulmuştur.
Yukarıda kısaca özetlenen son 15 yıl ve onun finali niteliğindeki son iki yıl değerlendirildiğinde, 2006 yılı genel kuruluna gidilirken, sınırlı ve belirli hesapları bulunan dar bir kadro bir yana bırakıldığında, dış ve iç çevrelerin genel kanaati, başarılı olan bu yönetimin göreve devam edeceği fikriydi.
Bizde açıkça ifade etmeliyiz ki, bahse konu dönem, nedeni ne olursa olsun: (ister şans, ister kader, ister yönetme anlayışı, ister bilgi hatta isterse bilinmeyen bazı gizli güçlere bağlı gerekçelerle olsun), ama sonuçta Türkiye Körler Federasyonu'nun 32 yıllık tarihinde, eşi benzeri görülmemiş başarıların elde edildiği yegâne dönemdir.
Dolayısıyla, aynı anlayış ve yönetimin görevine devam etmesi gerekmekteydi.
Kaldı ki: Bir yandan yeni yürürlüğe giren özürlüler yasasının uygulanmasına dair çıkan yönetmeliklerin hazırlandığı aşamadan geçiliyor olması,
Diğer yandan kuruluş işlemleri başlatılan engelliler konfederasyonuna ilişkin çalışmaların tamamlanmamış olması,
Keza ülkemizde yapılacağı kesinleşen Avrupa körler birliği genel kuruluna dair çalışmaların devam etmiş olduğu
bir dönemde, sürekliliğin ve istikrarın korunması özel bir anlam taşımaktaydı.
Oysa, söz konusu yönetim kurulu, federasyonun 2002 yılında dışarıdan ve içeriden gelen baskılar nedeniyle bunaldığı bir dönem de iki yıllık bir süreliğine oluşturulmuş bir yönetim kuruluydu.
Kaderin cilvesi, bu yönetim kurulunun 2004 yılında bir kez daha görevi üzerine alma mecburiyetini doğurmuştu. Zira: 2004 yılında yaşanan bazı malum olaylar, değişimi engellemişti. Bu malum olayların içerisinde yer alanlar, mevcut yönetime, bir dönem daha verilmesi gerektiği noktasında jest yapmış konuma girmişler, diğerleri ise, durumun sürdürülebilmesi adına, o malum olayları bilmezlikten gelerek, kendilerine anlamlı bir destek verildiği havasını korumuşlardı.
Yani: 2002 yılında, oluşan baskı ve bunalım, 2004 yılında ise, kadroların uygun hale gelememesi nedeniyle, ama her iki defasında da, zorunluluklardan ötürü rıza gösterilmek durumunda kalınan bu kadro, gerçekte ilk defa çalışmalarının ve başarılarının karşılığı olarak hakkettiği dönemde, yukarıdaki bütün zorunluluklara karşın, değiştirilmek isteniyordu.
Değişim için ileriye sürülen en önemli sav, federasyon başkanının Ankara'da ikamet etmemesi nedeniyle, işlere yeterince hakim olamamasıydı. Yaklaşık haftada tamamıyla gönüllülük esasına göre ayrılan 48 saat ve üzerindeki süre yetersiz bulunuyordu.
Ancak, devrin federasyon başkanı bu tartışmalara gerek bırakmayacak kadar erken hareket ederek, yeni dönem için aday olmayacağını açıklamış, toplumun başarıya endekslenemeyen değişim taleplerine cevap verilmesi gerektiği düşüncesiyle, yeni isimler için meydanı boşaltmıştı.
Kaldı ki yukarıdaki başarıların kişilerin tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri işler olduğu ve bu başarının bir takım çalışmasının ürünü olduğu noktasında, hiçbir şüphe yoktu.
Dolayısıyla, hem başkanın değişmesi ile alana dinamizm getirilmiş ve anlamsızca da olsa, değişim beklentisi içerisinde olanların talepleri karşılanmış olacak, hem ekip içinden çıkacak yeni bir aday ile çalışmalar kesintiye uğratılmadan sürdürülecekti.
Bütün bunların yanı sıra, centilmenliğin bir gereği olarak, 4 yıl süreyle başkanlığı taşıyan Türkiye Görme Engelliler Derneği olarak, sıranın bir başkasına gelmesine de, rıza gösterilmiş olmaktaydı.
Genel kurulun yaklaşmasıyla başkan adayı arayışları başladı.
Türkiye Görme Engelliler Derneği yukarıda belirtilen nedenlerle, bu aday arayışını kendi içerisinden farklı bir isimle de olsa sürdürmedi ve aday göstermeyeceğini deklere etti.
Altınokta Körler Derneği'nin dışında kalan diğer derneklerden de, nedenini bilmediğimiz biçimde hiçbir aday gösterilmedi.
Her dönemde tek seçici olma eğilimindeki Altınokta Körler Derneği ise, ip uçlarını daha net olarak Türkiye Körler Federasyonu'nun 2006 yılı genel kurulu ile, Altınokta Körler Derneği'nin 2007 genel kurulunda gördüğümüz nedenlerden olsa gerek, adayını Abdullah Çetin, Mehmet Emin Demirci, Nurhan Çulhaoğlu, Suha Sağlam ve Turhan İçli gibi, yukarıda söz ettiğimiz ekibin içerisindeki başarılı isimlerden belirlemedi. Hatta söz konusu yönetim kurulunun içerisindeki bir isme dahi fırsat verilmedi.
belirlenen adaya ilişkin ise, dernekler arası görüşmelerde de, uzlaşmacı ve eleştirileri dikkate alan bir anlayış benimsenmedi.
Aday herkesinde bildiği gibi, Sayın Hasan Tatar'dı.
Türkiye Görme Engelliler Derneği olarak, bu adayı uygun görmediğimiz düzenlenen iki ayrı toplantıyla Altınokta körler derneği yöneticilerine anlatıldı.
Zira, Derneğimize göre: devam eden işlerin beklemeye tahammülü yoktu. Sürecin içerisinde yer alan, işlere vakıf, kadroyu tanıyan ve tüm diğer derneklerce çalışmaları ile tanınan, alanda daha önce almış olduğu görevlerle tecrübesi görülmüş olan bir isme ihtiyaç vardı. Hasan Tatar ismi bunların hiç birine cevap vermiyordu.
Diğer dernekler ise, hiçbir zaman görüşlerini, öğrenebileceğimiz biçimde açıklamadılar.
Durum adeta bir dayatmayla gerçekleştiriliyordu.
Genel kurul takvimi işlemeye başladığında ise, bir başka sorunla karşılaşıldı. Zira: federasyon tüzüğüne göre, genel kurula katılacak derneklerin aidat borçlarını ödemiş olmaları gerekmekteydi. Ancak, halen borçlu dernekler bulunmaktaydı.
Bu durum üzerine derneğimiz, tüm tarafların yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için, genel kurulun 2 ay süreyle ertelenmesini, söz konusu erteleme süresinin ek kazanım gibi görülmemesi için de, federasyon başkanının normal genel kurul zamanında istifa etmesin, genel kurulun yönetim kurulu tarafından belirlenecek bir başkan vekili tarafından gerçekleştirilmesini önerdi.
Bu önerinin kabul görmemesi üzerine, genel kurula katılacak derneklerin belirlendiği yönetim kurulu toplantısına, derneğimiz temsilcileri katılmadılar.
Bu durum, derneğimize göre, bir tüzük ihlaliydi ve ihlal bir kez gerçekleşmeye başladığında ardı arkası gelmeyecekti.
Böylece, genel kurul, eşit koşullarla toplantıya katılmamış derneklerin bileşkesiyle, vicdanları rahatsız eder biçimde başladı.
Ancak, Türkiye Körler Federasyonu'nun ortaya koyduğu vizyon ve başarı, bir yıl öncesinde il başkanlıkları işgal edilen Adalet ve Kalkınma Partisi temsilcisi Lokman Ayva ve keza Başkanlığının önünde eylem yapılan Özürlüler İdaresi başkanı Mehmet Aysoy tarafından öyle veciz sözlerle dile getirilmişti ki, birden adeta o başarılı günlere yeniden dönülerek, ortamdaki anormallikler unutuluvermişti.
Federasyon'un o günleri hatırlamak adına belki de yapabileceği en doğru şey, o genel kurulun ses kayıtlarını yayınlamak olacaktır.
İki günlük genel kurulun ilk günü, büyük ölçüde tüzük değişikliklerinin görüşmelerinin gölgesinde ama olumlu bir havada geçti. Delegeler iyi kalitede otellerde misafir edilmekte, toplantının gereği ihtiyaçları, uluslar arası standarttaki bir toplantıdaki kadar özenle yerine getirilmekteydi.
İkinci günün önemli konuları ise, yönetim kurulunun faaliyet raporunun görüşülmesi ile federasyon organlarının seçiminden meydana gelmekteydi.
Toplantının sabah saatlerinde, Yönetim kurulunun faaliyet raporu, hazır bulunan başkan yardımcılarının kendileri tarafından olabildiğince ayrıntılı biçimde anlatıldı. Hazır bulunmayanlar adına ve genel boyutları ile de, bilgi sunumu, başkan tarafından yapılmış, 2 saatten daha uzun süren bu sunumların belirli bir aşamasında, divan başkanı Turhan İçli, görevini Zihinsel Engelliler Federasyonu başkanı Ömer Koç'a yani: divan başkan yardımcısına bırakarak, toplantıdan ayrılmıştı. Toplantının geri kalan kısmında, sayın Koç, durumun gereği bütün söz haklarını kullandırdı, sunumların ardından soru ve eleştiri anlamında söz alanlara da, konuşma imkanı verilmiş ve ardından organların ibrası aşamasına gelinmiş, yapılan oylama sonucu ibra işlemi gerçekleşerek, toplantı, yemek arasıyla gündemini bitirerek kapanmıştı.
Öyleden sonraki oturum, Sayın İçli'nin başkanlığında yeniden açıldığında, sanki faaliyet raporuna ilişkin görüşmeler yapılmamışta, konu müzakere aşamasında kalmışçasına delegelere söz verilmeye başlandı.
Söz alanların tamamı önceden yapılmış bir provanın uygulamasında görev alırcasına, aynı şeyleri tekrar ediyor ve sadece, bütün yapılan işleri bir yana bırakarak, genel kurul ile ilgili hazırlanan davetiyenin üzerindeki fotoğrafa ilişkin eleştirilerini dile getiriyorlardı.
Eleştirenlere göre: Federasyon'un yöneticileri, engelliler yasası gibi bahanelerle, örgütü İktidar partisine peşkeş çekmekteydiler. Bu işi de, elbette başkan yapmaktaydı. Oysa federasyon kendi görüşlerinin gereği mücadele etmeliydi.
Eleştiriler için gösterilen kanıt ise, yapılan bir hatanın ürünü olarak, davetiyeye, başbakanın ve adalet ve kalkınma partisi'nin genel merkezinde özürlüler yasasının kabulü nedeniyle yapılan törenin resimlerinin konulmuş olmasıydı.
(Bir hata olduğunu belirtiyoruz zira: bu davetiyeye, hem federasyonumuzla ilişkili olması, hem başbakanın alçak gönüllülüğünü göstermesi, hem de yasanın kabulüne ilişkin yapılan törenle ilgili olması nedeniyle, Başbakan tarafından federasyon başkanının konuşması sırasında, mikrofonun tutulduğu resim karesi konulacaktı.)
Söz konusu eleştiri, kabul edilemezdi.
Zira: Türkiye Görme Engelliler Derneği hiçbir koşul altında, eyyamcı davranmış, çıkarlarının gereği yandaşlığa soyunmuş, kullandığı kamu kaynakları nedeniyle, kimseye diyet borcu olan, bir örgüt değildi. görüşlerinin hayata geçirilebilmesi için, yaptığı işbirliklerinin ötesinde, yandaşlık adına hiçbir ilişki kurmamış örgüttü. federasyona' da bu kimliği kazandırmayı arzu etmekteydi.
O güne kadar verilmiş mücadeleler, konulan eylemler, yapılan kavga ve pazarlıklar, hemen hepsi bir kalemde silinmiş, bir fotoğraf nedeniyle, örgüt bir partiye satılmış hale getirilmişti.
Final konuşması ise, genel kurula Altınokta körler derneğinin delegesi olarak katılan, Fermani Kurtel'den geldi.
Kurtel özetle şöyle demekteydi:
O güne kadar, federasyonun başarılı olduğu bir alan gösterilemezdi. Bu nedenle, ortada bir faaliyet raporu da yoktu. Özürlüler yasası bir aldatmacaydı. Çeşitli çevrelerle girilen çıkar ilişkilerinin gereği örgüt kullanılmaktaydı. Davetiyelerin üzerinde yer alan fotoğraf, işin gizlenemeyen boyutuydu. Federasyon, istismarcılık, federasyon tüzüğü gibi, bahanelerle bölünmüş, bir kısım dernekler federasyondan zorla gönderilmişlerdi.
Bu açıklama, o güne kadar Altınokta körler derneğinin savunduğu görüşlerin taban tabana tersini yansıtmaktaydı.
Artık kimlerin neden aday gösterilmedikleri ve onlarında neden aday olamadıkları anlaşılıyordu. Bırakın başarılı ekibin göreve devam ettirilmesini, zaten çekilmekte olan ve aday olmayan federasyon başkanı ve yönetim kuruluna karşı, tasfiyeci anlayışın ip uçları veriliyordu. Bindirilmiş kitleler, işlerle ilgili değil, bağcı dövmek yoluyla, öfkelerini tatmin etmek peşindeydiler.
Öte yandan, bu açıklama, zaten kötü giden durum bakımından bir kırılma noktasını meydana getirmiş, artık ok yaydan çıkmıştı.
Genel kurulun en heyecanlı ve ilgi çeken gündem maddesi olan yönetim kurulunun seçimi maddesi bu olayların gölgesinde, delegelerin adeta usul yerine gelsin manasındaki oylarını kullanmaları ile gerçekleşiyor, yapılan eleştiriler ise, o genel kurul için, sağduyunun gücüyle, olumsuz bir sonuç doğurmadan geçip gidiyordu.
Yukarıdaki olaylarla sona eren genel kurul ile, bir dönem kapanmış, yeni bir dönem açılmıştı.
Bu döneme başlarken, bize göre, gerek söylemleriyle, gerek ortaya koyduğu tavırlarla, gerekse, derneğinin bir önceki dönemdeki 12 temsilcisinden hiç birisine şans tanımayarak, verilen yetki nedeniyle, Hasan Tatar dönemini eskinin devamı saymak mümkün değildir. Bunu gerek izlenen siyaset ve uygulamalardan, gerekse, çalışma planından görmemiz mümkündür.
Bunlar:
Yürütme kurulu ile ilgili yapılan düzenlemede başta Altınokta Körler Derneği'nden olmak üzere bir önceki dönemden yönetim kurulunda yer alan temsilcilere zorunluluklar dışında görev verilmemiştir.
tek istisnası hukuk işlerinden sorumlu başkan yardımcılığı görevine seçilen Ahmet Cantürk de, baştan itibaren görev almak istememesiyle, Bir süre sonra görevliden ayrılmıştır.
Yukarıda belirtmiş olduğumuz yarım kalan bir hayli iş, yeni dönemin çalışma planına alınmamış, sonraki dönemlerin yönetim kurullarında görüşülmemiş, pratik anlamda etkinlik gösterilmemiştir.
Derneğimiz, yeni dönemin şekillenmesi aşamasında, görüşlerinin dikkate alınmaması nedeniyle, olası bir çalışma düzensizliğine neden olmamak ve inanılmayan bir adayla çalışmanın ilkesizlik olacağı noktasından hareketle, yönetim kurulundaki gücünün karşılığı gerçek temsil nispetinde yer almayarak, sembolik mahiyette, temsil edilmeyi tercih etmiştir.
Yeni dönem maalesef ön görülerimiz doğrultusunda gelişmiş, arzu edilen biçimde sonuç doğurmamıştır.
Dönemle ilgili olarak:
Aradan geçen yaklaşık iki yıllık süreye rağmen halen uyumlu çalışan bir yürütme kurulu takımı oluşturulamamıştır.
Oluşumunda üye derneklerin genel başkanlarından dördü yönetim kurulu üyesi iken, halihazırda bu sayı bire inmiş, bu durum ya federasyon yönetim kurulundaki çalışmaları nedeniyle genel başkanlığını kaybeden kimselerden veya derneği tarafından, federasyondan beklentinin kalmamasına paralel yönetim kurulu üyeliğinin devamı için etkin olmasının istenmemesi sonucu ortaya çıkmıştır. Yani: mevcut dönemde, üye derneklerin federasyona yönelik beklentileri büyük ölçüde azalmıştır.
Başta ekonomik alanda olmak üzere, yeni dönem için hiçbir somut hedef konulmamış, döneme ilişkin bu güne kadar gerçekleştirilmiş, dönemin ürettiği bir etkinlik (sülük vakası dışında) bulunmamaktadır.
Özelde körler, genelde engellilerle ilgili olarak, gündem oluşturma ve gündemi elinde tutma sürecinden uzaklaşılmış, ortaya atılan gündemlerle meşgul olunmaya çalışılmışsa da hiçbir somut gelişme görülememiştir.
Önceki dönemde yarım kalan: körler okullarına yönelik federasyon politikasının oluşturulmasına yönelik çalışmaya devam edilmemiştir.
Özürlüler yasasının ardından çıkan yönetmeliklerle ilgili olarak, gerek hazırlanma gerekse, uygulanmasından doğan sorunlarla ilgili bir takip ve düzenli çalışma yapılmamış, ortaya çıkan sorunlar karşısında seyirci kalınmıştır.
Yapılan denetim sonucu, federasyonun doğan 30000 liranın üzerinde alacağın görme özürlüleri birleştirme ve kalkındırma Derneği'nden tahsili yoluna gidilmemiştir.
Her ne kadar bize göre anlamsız kalmaktaysa da, Programda da yer verildiği halde, federasyon üyeliğinden ayrılan derneklerle görüşmeler yapılmamış, akıbeti belirsiz biçimde bırakılmıştır. Ancak, Federasyon'un görüşlerine paralel örgütlerin kazanılması veya bu anlamda boş bölgelerin örgütlenmesine ilişkin bir çalışma yapılmamıştır. Bu nedenle federasyonun geleceği bıçak sırtındadır.
Üye kütüğüne yapılan kayıtlara ilişkin tarafların resmi bilgilendirilmesi bırakılmış, dernekler arası mükerrer üyelikler süreci yeniden hortlatılmış, aidiyet sorunları yaşanır hale gelmiştir.
sembolik mahiyette düzenlenen, dernekler arası başkanlar kurulu toplantısına dair karar alınması ve bu kurul marifetiyle federasyonun etkinleştirilmesi çabası verilmemiştir.
kurulan yeni engelliler konfederasyonu ile ilgili olarak, işitme engelliler alanında var olan federasyonlaşma çabalarına sahip çıkılmamış, fiziksel engelliler federasyonu Türkiye sakatlar derneği'nin egemenliğine terk edilmiş, konfederasyon konusunda yeni politikaların üretilmesi ve bunların uygulanmasına dair takım çalışması yapılmamış, Gerek kitlenin, gerekse kamuoyunun yeni bir konfederasyon konusundaki yüksek beklentisi ile, 2006 yılında konfederasyon konusunda yakalanan sinerji kaybedilmiş, dikkatlerin başka alanlara yönelmesine neden olunmuştur.
Balkan körler dayanışma komitesi ile ilgili demokratik ve tarafların haklarını güvence altına alan bir statünün hazırlanması noktasında son aşamaya gelinerek bırakılan iş, takip edilmemiş, bununla birlikte ilişkiler tamamen yok olmuştur.
Bulgaristan körler örgütüyle başlatılması karar altına alınan ikili çalışma guruplarının gereği yerine getirilmemiştir.
Avrupa körler birliği genel kurulu ile ilgili olarak:
1. Öncelikle bu genel kurulun ülkemizde yapılmasının sağlayacağı yararlardan asgarisine razı olunmak durumunda kalındığını belirtmekte yarar vardır.
2. Katılımcıların ödedikleri konaklama bedelleri bir yana bırakıldığında, bu etkinlikle ilgili olarak, Bir tek kaynağın elde edildiği görülmektedir ki: oda, bu denli çıkar ilişkisi dahi ortada yokken geçen genel kurulda en fazla eleştiriye konu olan bir siyasi partiye yakınlıkla elde edilmiş, işin daha da ironik yönü, önceki genel kurulun en ciddi eleştiri konusu olan genel kurul davetiyesinin, hükümetten para talep edilen dosyaya konulmasıdır. Yani: iç siyasette başka, dışarıda başka maksatlara hizmet eden, ancak her zaman aynı tarafça kullanılan, sanırız bu kadar çok yönlü bir davetiye bir kez daha bulunamayabilir.
Dünya körler birliğinin genel kurulu 2008 yılı kasım ayında gerçekleştirileceği halde, halen konuyla ilgili ne politik, ne delegasyon, ne de ekonomik bir çalışma yapılmıştır.
Federasyon'a gelir temini konusunda hiçbir hedefin bulunmaması, tüm çalışmaların Avrupa körler birliği genel kurulundan gelecek para ve dernek aidatlarına bağlanmasına neden olmuş, söz konusu kaynaklarla sınırlı bir faaliyetle yetinilmiş, bu da, federasyonun etkinliklerini kamuoyunda unutulmaya neden olacak kadar az ve cılız kalmasına neden olmuştur.
4. Mevcut durum:
Yukarıdaki bütün olumsuzluklara rağmen, mevcut federasyon yönetim kurulunun hiçbir çaba göstermediği dönemden geçilmektedir. Avrupa Körler Birliği genel kurulu'nun sonuçlandığı, ekim ayından bu yana hiçbir etkinlik bulunmadığı gibi, federasyon yönetim kurulunun göreve devam etmesini gerektirecek bir çalışması da bulunmamaktadır.
Bütün bunlara karşılık haziran ayında yapılacak genel kurul beklenmektedir.
Bu bekleyiş sırasında federasyonun ilgilenmek zorunda olduğu dış meseleler başta borçlar kanunu, ticaret kanunu, diğer özürlü hakları alanındaki değişiklikler, dahlimizin olamadığı biçimde akıp gitmektedir.
Ekonomik çözümsüzlük borçların artmasına, çalışma düzeni ve personel rejiminin bozulmasına, dolayısıyla rutin işlerinde düzenli olarak yürütülmesine engel hale gelmiş bulunmaktadır. Maazallah tüzük gereği genel kurulun üç yılda bir yapılacak olsaydı, mevcut hal 2009 yılı haziran ayına kadar bu biçimiyle gitmek zorunda kalacaktı.
Bahse konu sorunların da aralarında yer aldığı federasyon işlerinin yürütülmesine dair önceki yıl federasyon yönetim kurulunda verilmeye çalışılan katkılardan da, sayın başkanın yapılmakta olan işlere engel tavırlar olarak bu girişimleri yanlış değerlendirmesi üzerine vazgeçilmiştir.
Ayrıca, uzunca bir süre yönetim kurulunda yaşanan devamsızlık ve istikrarsızlıkların önemsenmeyişinin ardından, yaşanan tüzük ihlalleri sorgulanmaz iken, ocak ayında, düzensizliği görülen yönetim kurulu üyeleri ikiye ayrılarak, bir kısmının üyeliğine son verilirken, bir kısım yönetim kurulu üyesi sadece mazeret dilekçesi verme gerekçesi ile aynı müeideye tâbi tutulmamıştır. Elbette, bu noktada tüzüğe aykırılıkların affedilmesi beklenmemektedir. Ancak, uygulamaların da, adil olması bir o kadar önemlidir.
5. Sonuç ve beklentiler:
Mevcut yönetim kurulunun yukarıda belirtilen nedenlerle, görevine devam etmesini gerektirir hiçbir durum olmadığından, 15, günlük süre içerisinde istifa etmesi ve çözümün aranacağı, olağanüstü bir genel kurul için karar alınması gerekmektedir.
Bu gün gelinen hatanın baş sorumluları, örgüt içi mekanizmalar ve kararlar gibi mazeretlerle, meseleyi konsensus yoluyla çözmek yerine bir dayatmayla halleden Altınokta körler derneği ve onun uygulamalarına seyirci kalmayı kabullenen taraflardır. Bu nedenle, gelecekte, gerekçesi ne olursa olsun, Altınokta Körler Derneği'nin tek taraflı kararlarına uygun hareket edilmeyecek, Süreçlerine katılınmayacak, gerekmesi halinde sistemde yer alınmayacaktır.
Tarafların federasyon ile ilgili samimi görüşlerini ve rollerini bir an önce açıklayarak müzakere sürecine girilmesini gerçekleştirmeleri gerekmektedir.
Müzakere süreçlerinin, bu güne kadarki uygulamalarıyla sorunların çözümü konusunda gerekenleri yapamayan federasyon yönetiminin üzerinden yürütülmesi imkânsızdır. Bu nedenle, federasyon kanalıyla yapılacak başkanlar kurulu ve benzeri toplantılara, derneğimiz katılmayacaktır.
Bize ve kamuoyuna göre, Sayın Fermani Kurtel'in 2006 yılı genel kurulunda yapmış olduğu konuşma, 2007 yılı dernek genel kurulunda Sayın Kurtel'in dernek genel başkanı seçilmesi ile, Altınokta Körler Derneği'nin görüşü haline dönüşmüştür. Zira, bu söylemler kendisine bir seçim kazandırmıştır. Dolayısıyla, 2006 yılına kadar devam eden Altınokta Körler Derneği'nin istismarla mücadele politikası sona ermiş, Altınokta Körler Derneği için, istismar, kalkışılan kötü işleri kamufle etmek için baş vurulan bir mazeret şekli olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, Sayın Kurtel'in hiçbir belgeye dayalı olmayan biçimde tarafımıza yöneltmiş olduğu, federasyon'un belirli siyasi çevrelere peşkeş çekildiği iftirasının karşılığında, aynı çevrelerden sağlanan kaynaklarla, gerçekleştirilen Avrupa körler birliği genel kuruluna katılması ve bu kaynaklardan yararlanarak oralarda kalması da tam bir çifte standarttır.
Derneğimiz, Altınokta körler derneği ile görüşebilmek için, öncelikle Altınokta Körler Derneği'nin, çifte standart anlamına gelen bu tür uygulamalarına ve istismarcılık konusuna ilişkin hangi noktada bulunduğunu, açıklamasını beklemektedir. Bu açıklamanın tüm tarafların ikna olmalarını sağlayabilecek biçimde yapılması gerekir. Zira: görüş değişikliğine ilişkin açıklamalar, körler alanının en üst organı olan federasyon genel kurulunda yapılmıştır.
Şayet Altınokta Körler Derneği eski görüşlerinde devam ediyor ise, seçilen Sayın başkan değiştiğini mi söyleyecektir? İnsan hayatı için kısa bir süre niteliğindeki iki yıl, bu anlamda tatmin edici olacak mıdır? Hal böyle olsa bile, bu bir takiye sayılmayacak mıdır? Tek başına belirleme gücüne sahip olduğuna inanan bir örgütün, dünden bu güne bu kadar değişim gösteren bir başkan ile doğru temsi edildiğinden ne kadar emin olunabilecektir?
Eğer doğru olan sayın Kurtel'in değil Altınokta Körler Derneği'nin değiştiği ise, (ki bizler buna inanmaktayız) o koşularda da, Altınokta Körler Derneği ile görüşme yapmamızı gerektiren bir durum kalmayacaktır; hatta federasyon içerisindeki etkin güçleri var olduğu sürece, derneğimiz için federasyon'un var olma nedenlerinden birisinin yok olduğu kabul edilecektir.
Bu nedenle, durum açığa kavuşuncaya kadar Altınokta Körler Derneği ile ikili görüşme yapmamız beklenmemelidir.
Şayet Federasyon yönetim kurulu, talebimize uygun davranma gereği duymaz ise, bir genel kurulun delegeler kanalıyla toplanmasını gerçekleştirmeye çalışacağız. Ancak, bu noktada delege sayımızın yetersizliği nedeniyle, aynı görüşü paylaştığımız derneklerle işbirliği yapmak istemekteyiz. Gerek bizlerle, gerekse ayrı ancak, her halükarda çözüm için bir genel kurulun toplanmasına yönelik yapılan çalışmaların tamamını destekleyeceğiz.
Tüm tarafları, onurlu ve itibarlı, kamuoyunda saygınlığı olan bir federasyonu oluşturma sürecine katılmaya davet ediyor, tarafların gelecek iki yılın da kaybedilmemesi adına bir an önce harekete geçmesini dileyerek
Gereğini arz ve rica ederiz.
Teşkilatlandırma Sekreteri Genel Başkan
Cengiz ŞAHİN Ahmet CANTÜRK
![]()